Salı, Ekim 08, 2019

Ömer Polat ve Saragöl

Saragöl,Ömer Polat, ilk basım

Yukarıda fotoğrafı yer alan , Ömer Polat'ın Saragöl romanı babamın kütüphanesinde baş köşedeydi.Romanın ilk basımı, yazar tarafından babam adına imzalanmıştı. Zira, Ömer Polat ile , Polat'ın Bingöl'de öğretmenlik yaptığı zamanlarda tanışıp arkadaş olmuşlardı.Bir edebiyat sevdalısının kızı olarak, çocukluğum babamın anılarını dinleyerek geçti.Ömer Polat yanı sıra, Aziz Nesin, Metin Altınok, Kemal Burkay gibi pek çok yazarla tanışma, zaman geçirme fırsatı bulmuştu babam.Hem okur,hem anlatır hem de okumam için teşvik ederdi.Söz ettiği yazarların, Türkiye'nin en önemli edebiyatçılarından olduğunu zamanla anladım.Ben de hem okudum hem çok sevdim.Şimdi de kızıma anlatıyor, okuması için teşvik ediyorum.Bu yazıyı babamın ölüm yıl dönümde yazmıştım.Onu anmanın en iyi yolunun da çok sevdiği Ömer Polat ve Saragöl hakkında yazmak olduğunu düşündüm.
Bana okumayı sevdiren, "iyi bir insan olma"nın erdemini anlatan ,  "iyi bir insan"babamın anısına...

Ömer Polat
Yazarın en popüler kitabı  Dilan, 1986 yılında Erden Kıral tarafından aynı isimle sinemaya uyarlanmıştı.Başrolde, dönemin meşhur aktristlerinden  Derya Arbaş vardı.Arbaş, o yıllarda Amerika'dan yeni gelmiş, dikkat çekici, yetenekli, çok güzel ve henüz on sekiz yaşında bir genç kızdı.Film seti sırasında tanışıp aşık olduğu ve gizlice evlendiği Nihat Polat, Ömer Polat'ın kardeşiydi.Bu magazinel durum nedeniyle, film, roman ve yazarı ansızın gündem olmuştu.Zaman geçti, tüm bu hikaye unutuldu geriye güzel bir film ve şahane bir roman kaldı...

Polat, eğitimcilik kariyerine, dönemin (12 Mart) siyasi koşulları nedeni ile son verip Almanya'ya yerleşmişti.O unutulmaz romanlarını da bu dönemlerde yazmış olmalı, Dilan, Saragöl ve Mahmudo ile Hazel... Ayrıca Ankara Sanat Tiyatrosu tarafından sahnelenen Aladağlı Miho ve 804 İşçi isimli oyunları da yazmış, çeviriler de yapmıştı...

Polat'ı bu denli özel kılan ise, doğup büyüdüğü bölgeyi iyi gözlemlemesi, tespit ettiği temel sorunları,nedenleri ile beraber ve yörenin folklorü eşliğinde  masal gibi anlatmış olmasıdır.Benim en sevdiğim eseri olan Saragöl, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da uzun yıllar çözülmeye çalışılan toprak (!) sorunu ele alıyor.
Bilindiği üzere Osmanlı'da toprak mülkiyeti padişaha aitti.Ancak toprağın işlenmesi, belirli koşullar (has, zeamet, tımar ) altında beylere veriliyordu.Tanzimat ile beraber bu topraklar, beylerin yani nüfuzlu, varlıklı kimselerin üzerine geçmeye  ve böylece ağalık ortaya çıkmaya başlamıştı.Derken, göç eden azınlıkların arazileri de ağalar tarafından ele geçirildi ve toprak mülkiyetini elinde bulunduran derebeylik sınıfı böylece güçlenmeye başladı.Genç Cumhuriyet'in, Atatürk ve kurmaylarının belki de en çok uğraştıkları konuydu bu.Toprak Reformu, uzun yıllar ülke gündemindeydi.
İşte Saragöl,Ağrı ve Süphan dağları arasında yaşayan köylülerin, toprak ağaları ile giriştiği  varoluş mücadelesini anlatıyor.Silahı, gücü hatta birbirlerine inancı olmayan köylülerin ağa ile, ağaya destek olan hükümet yetkilileriyle ve törelerle mücadelesi.Bölgede yaşayan azınlıklarla dayanışma,yaşanan aşklar, kavgalar yani beraber yaşamanın getirdiği şeyler;  ustaca kullanılmış yöresel dil ile anlatılıyor.
Saragöl, günümüzde hala tartışılan meselelerin kökeni inen, tarihsel ve sosyolojik ögeler taşıyan önemli bir eser.
Herşeye rağmen umut dolu insanların masalı...

Sanatçılara, hak ettikleri değeri yaşarken göstermeli.Ömer Polat gibi üstadların kitaplarını raflardan indirip okuma vaktidir.




Çarşamba, Eylül 18, 2019

Kız Kardeşler Film Analizi





Merakla beklediğim" Kız Kardeşler" filmini, bu sabah, sinemanın ilk seasında ve maalesef salonda tek başıma izledim.Film bittiğinde büyülenmiştim.Koltuğumdan uzun süre kalkamadım.Hakkında pek çok olumlu yazı okumama ve Berlin Film Festival'inde Altın Ayı için yarışmasına rağmen, beklentimin çok üzerinde bir film izlemiştim.Yönetmen Emin Alper'in filmi zor ekonomik koşullarda çektiğini, örneğin bakanlık desteği alamadığını sonradan öğrendim.Sonuç olarak ortaya çıkan evrensel boyutta iyi bir film.İzleyici olarak bize düşen görev ise "Kız Kardeşler" gibi filmlere sahip çıkmak, izlemek, izlettirmek ve böylece çocuklarımıza kaliteli sanat eserleri miras bırakmak.

Yönetmen Emin Alper aynı zamanda filmin senaristi.Daha başlangıçta, 3D izliyormuş hissi veren, baş döndüren bir sahne ile karşılanıyoruz.Etkileyici görüntüler, enfes bir ışık ve nerede olduğu belli olmayan bir köye giriveriyoruz. Bu kimliği belirsiz köyde ve belirsiz zamanda, farklı yaşlarda üç kız kardeşi yavaş yavaş tanımaya başlıyoruz.Film ilginç bir konuyu, "besleme" kavramını işliyor. Yaşıtlarımın iyi bileceği bir gerçeklik bu. Köyden getirilen küçük yaşta kızlar, kasaba ve şehirlerde ailenin çocuklarına bakar ve ev işlerini yapardı.Büyüdüğünde, ev sahipleri beslemeyi evlendirir ve köyden yenisi getirilirdi.Beslemelerin olduğu evlerde yaşamama rağmen unuttuğum bu konuyu hikayede görmek daha çok ilgimi çekti.Ama asıl ilginç olan, kız kardeşlerin köyden ve yoksulluktan kurtulmanın tek yolu olarak "besleme" liği  hedeflemeleri.Umutları beslemelik olan kardeşlerin,bu  uğurda birbirleri ile mücadele etmeleri, babaları ile tartışmaları...Film bu noktada, yaşadıkları köyden kaçmayı, Moskova'ya gitmeyi hayal eden üç kız kardeşin hayatını anlatan Çehov'un, " Üç Kız Kardeş " oyununa benzetilmiş.Çehov'da etkilenmemek mümkün mü? Dostoyevski'den, Tolstoy'dan, Yaşar Kemal'den....  Karakterler ve tiradları, dialogları başlı başına edebi bir eser gibi yaratılmış.Bir erkek yazarın, böylesine gerçekçi kadın karakterleri yaratması,ilginç. Bir masalın içindeki gerçek karakterler onlar.Hani" bir varmış bir yokmuş, üç nankör kız kardeş varmış "diye başlayan, gerçekle hayalin karıştığı, efsanelerin, batıl inançların , geleneklerin, umudun, hırsın ve istirasın birbirine girdiği   , meteforları da barındıran ,bir masal... Böyle bir alemde, oyuncuların döktürdüğünü belirtmeme gerek yok sanırım.Özellikle genç oyuncuların performansı muazzam.
Filme yakıştırılan Nuri Bilge Ceylan havasına gelince.Renkler, görüntüler ve uzun uzun konuşmalar, Nuri Bilge Ceylan'ı andırıyor ama olsun, şık olmuş.
Kafamı kurcalayan," köyün delisi "aynı zamanda en çok eleştirilen figür.Tüm bu masalsı ambiansın dışında kalmış gibi.Ancak filmin sonuna doğru, Deli Kadın'ın , Veysel ile karşılaştığı sahneden çok etkilendim.Umutların için mücadele etmek veya çılgınca taklalar atmak... Sonunda öleceğimizi bile bile umarsızca koşuşturduğumuz, geçip bir giden bir hayat...Bir delinin takla atarak mutlu olduğu hayatı, kendimize zehir etmek.... Akrep gibi kendi etrafında dönüp durmak....
Son olarak filmin müziklerine ve görüntü yönetmenine değinmek istiyorum.Son yıllarda ihmal edilen film müziği,bu filmde, bütünün önemli bir parçası olarak yer alıyor.
Görüntü yönetmeni, Emre Erkmen ise sinemadan hiç anlamayan izleyicilerin dahi dikkatini çekecektir.Zaten gerçek yetenek bu değil mi?

"Kız Kardeşler" 2019'da izlediğim en iyi Türkçe film.Henüz Oscar (Yabancı Dilde En İyi Film) adayımız," Bağlılık Aslı" filmini izlemedim.Haksızlık etmek istemem.Ancak "Kız Kardeşler" geçen yıllarda bu kategoride ödül alan pek çok filmden daha iyi. Keşke sanat sadece sanat olsa, keşke politika, strateji, reklam, yatırımcı vb... karışmasa...Keşke biz daha çok olsak, sanatı, iyi olanları desteklesek...


Çarşamba, Mayıs 22, 2019

Çocuklarla Beraber Okunabilecek Kitaplar

Çocuklarla beraber okunabilecek kitaplar
          Okuma alışkanlığı ailede kazanılıyor.Bilime, sanata, eğitime ve okumaya verilen değer aynı şekilde çocuklara da sirayet ediyor.Bizim ailede okuma alışkanlığı, nesilden nesile aktarılan bir gelenek.Ancak  onlarca farklı uyaranın olduğu günümüzde, çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmak zorlaştı.Üstelik, teknolojik gelişmelerle dolu bir dünyaya doğan çocuklar için bu durum normalleşti.Kendimizi bile teknoloji tuzaklarından alıkoyarmıyorken, çocukları engellemenin zor hatta belki de mantıksız olduğunun farkındayım.Yine de çabalamak ve bir yerden başlamak gerektiğine inanıyorum.Zira okumak; en basit tanımıyla , insanı hayvan ayıran temel özellik olan" düşünebilme" yeteneğini geliştirir.İnsan, mukayese edebildiği, doğru düşünüp, doğru kararlar verebildiği sürece ilerler.Bu döngüyü sağlamak için biz ebeveynlere de görev düşüyor : ÖRNEK OLMAK. Çocuklar hayatı taklit ederek öğreniyor, biz de onlara taklit edebilecekleri iyi örnekler olmak için varız.
Bu uzun giriş cümlesinden sonra, anne-babalara , çocukları ile beraber okuyabileceği harika kitaplar önermek istiyorum.Başlangıç için listeye on kitap ekledim. Yazım çok okunur ve talep gelmeye devam ederse daha uzun bir liste sırada bekliyor...
Okuma listesini hazırlayıp kitap alış verişi yapmak ve yaz tatili için günde sadece bir kaç saat ayrılacak bu planı hazırlamak bile eğlenceli olacak.Ardından öncelik sıralaması yapılıp, kitaplar paylaşılacak.Biten kitaplar el değiştirecek, üzerinde konuşulacak, tartışılacak.Sadece okuyanların anlayabileceği benzetmeler, espriler yapılacak.Büyüdüğünü fark etmediğiniz çocuğunuz, sizin okurken atladığınız şeyleri görecek, eleştiriler yapılacak.Romanların sonsuz dünyası keşfedilecek.Ama en önemlisi, yan yana oturup saatlerce akıllı telefonlara dalıp gitmeler bitmiş olacak.

Gelelim kitap listesine.

  • Öncelikle bu listenin 12 yaşından itibaren okunabileceğini belirtmek isterim.Elbette çocuğunuzun bilişsel durumuna göre durum değişebilir.
  • Listeyi hazırlarken, kızımın Türkçe dersi için önerilen kaynakları ve farklı okulların yayınladığı okuma listelerini kontrol etmiştim.Yani kafama göre seçmedim. Kitapların ağır olabileceğini,anlayamayacaklarını düşünmeyin.Her gün internette ne tür görüntü ve bilgilere maruz kaldıklarını bilmiyoruz.
  • Listede öncelik sıralaması yapılmamıştır.Hepsi şahane, sıralama size kalmış.

Keyifli okumalar efendim.Yorum ve önerilerinizi de paylaşırsanız sevinirim.

1- Ayaşlı ve Kiracıları / Memduh Şevket Esendal


Eser, ilk basımını 1934 yılında yapmış.MEB'in 100 Temel Eser listesinde de bulunuyor.İsmini çok duymuş, 1989'da TRT'de yayınlanan dizisini izlemiştim ama  okumamıştım.Bunca yılı, bu eseri okumadan geçirdiğime üzüldüm.Yazarın basit anlatımını, kısa sözcüklerle derin anlamlar yarattığı betimlemelerini, güçlü karakterlerini çok beğendim.Cumhuriyetin ilk yıllarında, toplumun değişim sürecinde evrilen değerlerini, ahlaki yapısını sürükleyici bir dil ile anlatmış.Her kütüphanede bulunması gereken kitaplardan.





2-Genç Bir Doktorun Anıları/ Mihail Bulgakov



Bulgakov, tıp eğitimi alan bir yazar.Bu kitapta, devrim yıllarında Rusya'da yeni mezun bir doktorun anılarını yazmış.Dünyanın her yerinde geçerli " cehalet", "batıl inanışlar" ın çarpıcı örneklerle anlatıldığı, kolay okunan, kısa bölümlerden oluşan bir kitap.Doktor anıları olduğu için hastalara yapılan müdahaleler, tedavi yöntemleri gibi bazı  tıbbi konulara yer verildiğini belirtmeliyim.Aynı zamanda dünya  tarihine dair bilgiler edinilebilecek,her koşulda çıkış yolu bulmak gerektiğini öğreten ve değeri pek bilinmeyen bir kitap.







3-Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz/ Aziz Nesin



Aziz Nesin'in esprili uslubu ile yazılmış bu roman, defalarca sinemaya ve tiyatroya uyarlanmış şöhretli bir eser. Yaşar 'ın başına gelen inanılmaz ama gerçek olaylar ile, bir dönemin Türkiye'sine ayna tutuyor.Nesin, "güldürürken düşündüren" bir yazın ustasıydı.Bu romanda, kah ağlanacak hale gülüp kah günümüzde bile geçerli durumları gördük.Nesin'in zekasına, öngörülerine hayran kaldık.






4-Yaşlı Adam ve Deniz / Ernest Hemingway



Yine MEB'in 100 Temel Eser listesinde yer alan bir roman.Biz milletçe, Rus ve Fransız edebiyatına düşkünüz.Amerikan edebiyatını pek okumaz, değer vermeyiz. Oysa Hemingway, 20. yy romancılığına  damga vurmuş, Nobel ve Pulitzer ödüllü bir deha.Eserleri, dünyanın pek çok yerinde başyapıt olarak görülüyor.Anlatımı öyle basit ki, okuyucuyu ilk sayfadan itibaren içine çekiyor.Yaşlı Adam ve Deniz, karakterleri yaşlı bir adam ve bir balık olan, tamamına yakını denizde geçen ilginç bir eser.Böyle basit bir konuyu bir başka yazar yazamazdı.




5-Taaşşuk-ı Talat Ve Fitnat /Şemsettin Sami 


Kendi edebiyatını tanımadan, dünya edebiyatını anlamaya çalışmanın yersiz olduğunu düşünürüm.Taaşşuk-ı Talat Ve Fitnat, ismine okul yıllarından aşina olduğumuz ama çoğumuzun okumayı ertelediği bir eser.İş bankası Kültür Yayınları, kitabın dilini sadeleştirerek anlaşılır bir hale getirmiş.Şemsettin Sami ise, Osmanlı'nn son dönemlerinde yaşamış,beş-altı dil bilen, romanlar, oyunlar,  yazan, çeviriler yapan,önemli bir isim.Ayrıca  sözlükler, ansiklopediler hazırlamış,Türkçe'nin kökenlerini araştırmış bir edebiyat sevdalısı. Bu eser, dönemine göre yenilikçi bir bakış açısı ile kadının toplum içindeki yerini,aşk hikayesinden yola çıkarak anlatıyor.Eski İstanbul sokaklarında kayboluyor , günümüzde unutulan gelenekleri, değerleri hatırlıyoruz.

6-Fareler ve İnsanlar /John Steinbeck



Steinbeck, sanılanın aksine politik biri olmadığını söylemişti.Yaşadığı dönemde şahit olduğu,eşitsizlikleri, çalışanların yaşamla mücadelelerini,insanların var olma çabalarını anlatığını belirmişti ( bknz: Ben Bir Devrimciyim/J.Steinbeck) .Yine Plutzer ve Nobel Edebiyat Ödüllerinin sahibi olan Steinbeck, bu romanda toplumsal meseleleri, insani değerlere iç içe geçmiş bir şekilde anlatıyor.







7-Sinekli Bakkal/Halide Edib Adıvar



Halide Edib, Cumhuriyet'in kuruluşu sırasında Atatürk'ün yanında olmuş,genç Türkiye'nin aydın kadınlarından biri.Sinekli Bakkal tam olarak bu geçiş dönemini, kültür, sanat ve gündelik yaşama hakim değerlerin evrimini anlatıyor.Tarih kitaplarında anlatılan  kuru bilgileri, Halide Edib gibi yazarlar sayesinde pekiştiriyoruz.







8-Beyaz Gemi/Cengiz Aytmatov


Aytmatov, Selvi Boylum Al Yazmalım filmi nedeniyle ülkemizde popüler  bir yazar.Oysa, Sovyet Rusya'da, eğitimli, saygın bir edebiyatçı, Dünya çapında edebi şöhrete sahip, çeşitli uluslararası platformlarda ülkesini temsil etmiş bir düşünce adamı.Beyaz Gemiz, sade uslubu ile okuyucuyu çeken bir eser.Kahramanların dramatik öyküleri ile düşünsel dersler veren, mesajlar ileten eserin sonu ilginç.Yıllarca tartışmaların hedefi olan roman, Aytmatov'un açıklamalar yapmasına neden olmuş.Her yaştan okuyanı etkileyecek güçlü bir roman.



9-Ölü Ozanlar Derneği / N.H.Kleinbaum




Ölü Ozanlar Derneği'ni, Robin Williams'ın oynadığı o efsanevi film ile duymuştuk.Zira yazar, ülkemizde pek bilinen bir yazar değildi.Film, kitabın önüne geçti, zaten yayınlandığı yıl "En İyi Senaryo" ödülünü de almıştı.Ancak bu çevirisi, tam da çocukların anlayabileceği sade bir çeviri olmuş.Konusunu, sonunu akranlarım bilir, anlatmaya gerek yok.Ancak gerek roman gerekse film, çocuklarımıza nesiller boyu anlatacağımız, izletip okutacağımız birer klasik.




10-Sineklerin Tanrısı / William Golding




Yine Nobel Edebiyat ödüllü bir yazardan, oldukça popüler bir kitap.Sembolik anlatımı ile derin anlamlar içeren, düşündürücü, okuyucunun kendini sorgulamasına neden olan romanı,her yaştan herkes okumalı.



Pazar, Mart 31, 2019

US (Biz) Filmi Analiz




US (Biz ), Jordan Peele’nin merakla beklediğim filmiydi.Zira Jordan Peele, yeni Alfred Hitchcock olarak görülüyor. Hitchcock olabilmesi için çok fırın ekmek yemesi gerekse de Get-Out ve Us ile korku filmi kategorisine yeni bir soluk getirdi.Bu doğrultuda US, korku filminden çok öte, sürükleyici, düşündürücü, şaşırtıcı bir film.
Hikayenin kahramanları, her ikisi de  Lupita Nyong tarafından canlandırılan , Adelaide ve onun kopyası Red.Filmdeki tüm oyuncular hem kendilerini hem de yansımalarını canlandırıyor ama Lupita Nyong’un performansı nefes kesici.2014’de 12 Yıllık Esaret filmi ile Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar’ını alan Nyong’un 2020 Oscar adaylarından biri olacağına kesin gözü ile bakıyorum.

Dikkat bu kısım öznel dozda spoiler içerir !
Filmin başlangıcı, hikayeyi iyi kavrayabilmek açısından çok önemli. Yıl, 1986.Açılışta TV izleyen küçük kızın ne izlediğine, TV’deki görüntülere , sözlere ve müziğe dikkat edilmesi gerekiyor.Ardından kızımız, doğum günü için pek de iyi anlaşamayan anne ve babası ile lunaparka gidiyor.Ve lunaparkta kaybolarak kapısında “Kendinizi bulun” yazan Merlin's Forest (Merlin'in Ormanı) adlı bir mekana giriyor.Bu mekandaki gerilim muazzam. Her saniye gerilimin dozu artıyor ve küçük kızın yansımasını sırtından gördüğü anda sahne bitiyor . Film süresince bu olaya ve küçük kızın gördüklerine, duyduklarına sıklıkla geri dönülüyor, vurgu yapılıyor.Dolayısıyla burası filmin kilit kısmı.
Günümüze gelecek olursak, Adelaide büyümüş, Gabe ile evlenmiş ve iki çocuğu ile, yıllar evvel o garip geceyi yaşadığı sahil şehrine geri dönüyor.Aile bağlarının güçlü olduğunu anladığımız yolculuk sahnesi eğlenceli ama Adelaide’nin stresli olduğunu da anlıyoruz.Aynı bölgede, hafiften rekabet ettikleri ama aynı zamanda yakın oldukları bir aile daha olduğunu, Gabe’nin bu aileye özendiğini ama ufukta gerilimli bazı olaylar olacağını da anlıyoruz. Peele, ailenin ilk günlerinde evlerinde ve plajda bazı tesadüfleri – ipuçlarını da yavaş yavaş karşımıza çıkarıyor.Ama konuyu fazla uzatmıyor, ilk gece yansımalar saldırıya geçiyor.
Bu durumun Adelaide ailesine özel olmadığını, tüm Amerika’da aynı anda saldırıya geçildiğini de hızlıca anlıyoruz.Tek çözüm yansımaları öldürmek.Nedense 13 yaşındaki çocukların bile silahla okul bastığı ülkede kimsenin silahı yok.Şömine maşası, golf sopası, beyzbol sopası, gibi ev eşyaları silah olarak kullanılırken, yansımaların hepsinde altın rengi  birer makas var.Hayatta kalmak için benzerinizi öldürmek zorundasınız ama benzerleriniz sizinle aynı şeyi düşünüyor.Saklandığınız yeri tahmin ediyor, bir sonraki hamlenizi biliyor vs…
Tahmin edileceği üzere, her yansıma benzerini tek tek öldürürken Adelaide ve ailesi hayatta kalmanın bir yolunu buluyor.Çünkü  Adelaide’de onların ne düşündüğünü biliyor ki bu  da filmin önemli noktalarından biri.
Film, diğer korku filmleri gibi karanlık ve kasvetli havalarda değil, aksine aydınlık ortamlarda ve gün ışığında geçiyor.Müzikler özenle seçilmiş, gerilim müzik ile değil çekimlerle veriliyor.
Yansımaların yer altından çıkması, hükümetin deneysel atıkları, istenmeyenler  olmaları, daha iyi bir hayat için mücadele etmeleri, masum,acınası yönleri olması, elele tutuşup dünyayı değiştirmeye inanmaları ve tek tip kırmızı kıyafet giyinmeleri manidar.Peele,bu filmde sınıfsal çatışmaya yer vermiş olabilir mi? Tartışılır.

Filmde pek çok sembolik anlatım kullanılmış.Okuduğum kaynaklarda farklı yorumlarla karşılaştım.Sanırım yönetmen, izleyici yorumuna açık, kişinin kendine göre çıkarımlar yapabileceği bir yöntem seçmiş.Örneğin açılış sahnesindeki tavşanlar, tavşanların kafesleri ve koronun söylediği şarkı neyi ifade ediyor?Alice’in tavşanı mı?Yoksa hızla üreyen bir tür olmaları mı?Yoksa Amerikan kültürüne özgü farklı bir anlamımı var?
Adelaide’nin yansımasının kocasının adı neden Abraham?Öylesine bir isim mi?Yoksa oğlunu kurban etmesi istenen İbrahim’e gönderme mi?
Çocukların isimleri neden Umbrae (Yunan Mitolojisinde yeraltı bekçisi) ve Pluto (Roma mitolojisinde yeraltı tanrısı)?
US, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin kısaltması olan United States mi?
Kitty’nin  (Elizabeth Moss) yansıması,fırsatı olmasına rağmen  Adelaide'i neden  öldürmüyor?Neden makasla yüzünü çiziyor vb… Örnekler çoğaltılabilir.
Ya o dans sahnesi, renkler, ışık...Aynı görünen iki farklı kızın farklı müzik ama benzer duygularla yaptığı dans adeta bir görsel şölen.
Filmin eleştiriye en açık yanı, yüzeysel kalan bilim kurgu dokundurması olmuş.Yeraltındakiler nasıl ve neden üretildi, ne oldu da bu hale geldiler ,hükümetin amacı neydi vb… kısımları hikaye ile tam örtüşmüyor gibi.Ya da Peele, bu kısmı da izleyicinin takdirine bıraktı.
Jordan Peele,  film boyunca işaretleri öyle titizlikle yerleştirilmiş ki, sürekli filmin başına doğru gidip ne olduğunu hatırlamaya çalışıyorsunuz.Bu da adeta interaktif bir anlatıma yol açmış.Seyirci her daim hikayenin içinde, heyecan ve gerilim hep yüksek.Özellikle sürpriz sonu, çarpıcı. Hikayenin tüm ipuçlarını alıp tüm boşlukları doldurunca, filmin sonu da “tamam” ya da “ bu dur” dedirtiyor.

Eleştirmelerin Get Out’u ( Peele’nin Oscar alan ilk filmi) daha çok beğenmesine rağmen ben US filmini beğendim. İlk filmine göre hikayesi zayıf kalsa da US, Peele’nin yönetmenlik becerilerini sergilediği bir eser olmuş.Yukarıda anlattığım tüm duygular, hikayedeki aksaklıklara rağmen yönetmenin becerisi sayesinde gerçekleşiyor.
Jodan Peele, Hollwood için yükselen değerlerden biri. CBS için Alacakaranlık Kuşağa’nın yeni bölümlerini çekecek olması da reklamının daha çok yapılmasına neden olabilir.Amerika’lılar US filmini çok sevdi.Tüm bunları bir araya getirince filmin 2020 ödül törenlerinde boy göstereceği , Lupita Nyong’un , En İyi Kadın Oyuncu , Jordan Peele ise En İyi Yönetmen kategorilerinde sahnede olacakları aşikar.

US, 2019’un en çok konuşulan filmlerinden biri olacak.Hala izlemeyenler varsa fırsatı değerlendirmeli.




Pazartesi, Şubat 25, 2019

Oscar'ın Gerçek Yüzü



Oscar ödüllerini kim aldı? En iyi film hangisi oldu?Oscar 2019'un kazananları ve kaybedenleri kimler? Merak ediyorsanız, dün gece Digiturk’den canlı yayınlanan Oscar Ödül töreninin tamamını sabırla izledim. 
Digiturk’ün, Yekta Kopan liderliğinde hazırlanan Oscar Gecesi programı ise tören Amerika’da başlamadan saatler önce yayındaydı. Yekta Kopan’ın enerjisi gece boyu yüksekti, gülümsemesi, pozitif yorumları ve naif esprileri ile programı sonuna dek izletmeyi sağladı.
Hande Doğandemir’in ise göğüsleri güzeldi.


Tören öncesi program iki bölümden oluşuyordu, Melis Behlil ve Mehmet Açar ile adaylıkların yorumlandığı bölüm ve Ceylan Atınç ile kırmızı halı değerlendirme bölümü.Mehmet Açar ve Melis Behlil’in konuya hakimiyetlerine hayranım.Gece boyu yerinde yorumları, analizleri ve öngörüleri ile izlenmeye değerlerdi. Ceylan Atınç’da kendi alanında donanımlı bir hanımefendi ancak TV programına değil de bizzat törene katılacakmış gibi hazırlanmıştı. Kıyafeti fazla iddialıydı.Törene katılan Hollywood ahalisini görünce, Ceylan Atınç’ın pek çoğundan şık olduğunu düşünmeden edemedim.


Saat iki sularında kırmızı halı töreni başladı. Başlar başlamaz da, kırmızı halı sunucularından biri olan  Billy Porter’ın   kıyafeti gündeme bomba gibi düştü. Oscar, daha başlamadan sosyal medya sallanıyordu.Halı ve kıyafet konusunu pek anlamam.Yine de iyi hazırlanmış bu  kırmızı halı geçit töreni kendini izletiyor. Dolby Theater girişinin dört farklı noktasında konuşlanmış sunucular, birbirinden ilginç ve eğlenceli konuk ile röportaj yapıyorlar ve diğer yandan halı üzerinde arz-ı endam eden hanımları ve beyleri yorumluyorlardı. Pembeler, fuşyalar, cırt kırmızıların havada uçuştuğu ,ortaokul mezuniyet töreni kıyafetleri, hediye paketi gibi fiyonklanmış acayip elbiseler, mahrem yerleri cömertçe sergileyen tüller, yırtmaçlar, transparanlar… Erkeklerde ise kadife ceket ve papyon ile düğün salonu modası hakimdi.

Oscar töreni bu yıl sunucusuz yapıldı.Bir önceki yazımda anlatmıştım, Kevin Hart son dakika kırmızı kart görünce, akademi töreni sunucusuz yapmaya karar vermiş. Sunucusuz bir törenin nasıl olacağı merak konusuydu ama iyi idare ettiler.

Tören, Queen ‘in Adam Lambert eşliğinde sergilediği canlı performans ile başladı ve mükemmeldi.Salon ayakta, heyecan dorukta.


Törenin hemen başında sahneye çıkan Maya Rudolph,Tina Fey ve Amy Poehler ,lafı  Netflix’e dokundurup bonusları toplarken, “Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülünü sundu ve daha başlangıçta yüksek bir tempo ile geceye başlandı.
  • Törenin izlenme oranı son yıllarda ciddi anlamda düşmüş, 40% lardan 20% li rakamlara düştüğü söyleniyor. Nasıl düşmesin; kabak tadı veren ödül politikası, sıkıcı showlar, uzun teşekkür konuşmaları vs…
  • Akademi bu yıl izlenme oranını arttırmak için seyircilerin online katılabildiği oyun/yarışma düzenlemişti ve seyirciye de ödüller dağıtıldı ama etkili oldu mu bilemiyorum.
  • Tören bu yıl jet hızıyla yapıldı, performanslar ve teşekkür konuşmaları kısaltılmıştı, showlar abartısızdı.
  • Queen dışında, Bette Midler ve Lady Gaga’nın canlı performansları da mükemmeldi.
  • Barbara Streisand, ayakta alkışlandı, gecenin en havalısıydı.Ama Bette Midler ile beraber cenin yediklerine kanaat getirdim.
  • Çok iyi bir yönetmen olmasına rağmen akademinin dikkatini henüz çeken Spike Lee, gecenin en çarpıcı konuşmalarından birini yaptı.Siyahların varoluş mücadelesine, Trump politikalarına dokunarak değindi, seçimlerde doğru olanı yapalım gibi şeyler söyledi.Gecenin en renkli, en sevimli siması Spike Lee, ödülünü sunan Samuel L. Jackson’ın kucağına atlayarak Oscar tarihine geçecek bir anı yarattı.
  • Rami Malek ve Lady Gaga duygusal konuşmalar yaptılar. İnanırsan yaparsin minvalinde etkileyici şeylerden söz ettiler.
  • Oliva Colman, çok tatlıydı.Ödülü aldığına kendisi bile inanamıştı, Glenn Close’dan özür diledi vs…
  • Bu yıl da En İyi Film ve En İyi Kadın oyuncu hariç tüm kategorilerde favoriler kazandı.

Ve tüm bunlar Oscar’ın görünen yüzü.
Gerçekte neler olup bitiyor, Amerikan Sinema endüstrisi ne yapıyor, Oscar nereye gidiyor ?

Bilindiği üzere akademi jurisi , yedi binden fazla sayısı olan  kalabalık bir ekip.Çoğunluğu endüstri çalışanları, oyuncular, yapımcılar vs… Juri ortak karara varmak sureti ile değil bireysel oylamalarla karar veriyor. Son yıllarda kemikleşmiş, yaşlı, beyaz ve erkek egemen Oscar jürisi yenilenmeye başladı. Toplam sayı artarken toplam içindeki kadın, genç ve beyaz olmayanların da sayısı da arttı. Hollywood’un Trump karşıtı politikaları ile desteklenen akademi, muhafazakar Amerika’lıların aksine eşcinselerin, siyahların ve göçmenlerin sorunlarına odaklanlanmaya başladı. Politik etkiler dışında, akademi içindeki genç kesim, seyircinin beğenisine daha fazla önem veriyor.
Eleştirmenler nezninde hiç şansı olmayan Bohemian Rhapsody ya da Black Phanter gibi filmlerin adaylıkları biraz da bu durumdan kaynaklanıyor.

Para-Çokomel
Akademi, sinema ödülleri piramidinin en üstünde yer alıyor. Venedik ya da Cannes gibi önemli festivaller izleniyor, Golden Globe, Bafta, SAG gibi ödül organizasyonları yakından takip ediliyor.
Öte yandan , bir filmin festivallerde gösterimi, dergilere haber olması, TV ‘lerde reklamının yapılması, bazı önemli gazetelere konu olması filmin ticari başarısı için yapılması gereken yatırımlar.Yapımları öne çıkarmak için uzman stratejistler ile çalışıyor ve filmin bütçesi kadar tanıtım ve promosyon bütçeleri harcanıyor. Yani Oscar tedasüflere değil para- çokomel eğrisine dayanıyor.

Filler ve Çimenler
İşin bir de bilinçaltı boyutu olduğunu düşünüyorum. Doğası gereği isyankar olan insanoğlu, bu aralar mutsuz . Mutsuzluğu kollektif öfkeye dönüştürerek yönetmek ise yüz yıllardır kullanılan bir yöntem. Bazen din , bazen milliyetçilik kisvesinde ortaya çıkan bu öfke nice savaşlara nice katliamlara yol açtı, tarihi biraz düşünmek yeterli. Şimdi de mutsuz insanlığın önünde , cinsiyet eşitsizliği , göçmenlik ve siyahilerin ezilmesi seçenekleri sunuluyor. Hepsi evrensel sorunlar, sosyal medya ve popüler sanatı da kapsayan kitle iletişim araçları sayesinde etkisi güçlenerek artıyor.

Basit bir kırmızı halı dedikodusu ya da “tüm tahminlerim tuttu” edasıyla bakılan Oscar dünyası aslında çok daha karmaşık.

Bu yıl, aday gösterilen 212 kişi arasından kazananların tam listesini, veriliş sırası ile aşağıya ekledim.

İsimleri bir de yukarıda yazdıklarıma bakarak değerlendirmek ister misiniz?


  1. En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu /Regina King
  2. En İyi Belgesel/Free Solo
  3. Saç-Makyaj/Vice
  4. Kostüm/Black Panther
  5. Prodüksiyon Tasarımı/Black Panther
  6. En İyi Sinematografi/Roma
  7. Ses Kurgusu/Bohemian Rhapsody
  8. Ses Mixaj/Bohemian Rhapsody
  9. En İyi Yabancı Dilde Film/Roma
  10. En İyi Kurgu/Bohemian Rhapsody
  11. En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu/Mahersala Ali
  12. Animasyon/Spiderman
  13. En İyi Kısa Animasyon/BAO
  14. En İyi Kısa Belgesel/Period,end of sentence
  15. En İyi Görsel Efect/First Man
  16. En İyi Kısa Film/Skin
  17. En İyi Özgün Senaryo/Green Book
  18. En İyi Uyarlama Senaryo/Blackkklansman
  19. En İyi Film Müziği/Black Phanter
  20. En İyi Şarkı /Shallow
  21. En İyi Erkek Oyuncu /Rami Malek
  22. En İyi  Kadın Oyuncu /Oliva Colman
  23. En İyi Yönetmen/Alfonsu Cuaron
  24. En İyi Film /Gren Book


Perşembe, Şubat 21, 2019

Oscar 2019 Tahminleri Alalım

91. Oscar ödül töreni, Türkiye saati ile 24 Şubat'ı 25 Şubat'a bağlayan gece, Hollywood Los Angeles'deki Dolby Tiyatrosu’nda yapılacak ve Digitürk 'den canlı yayınlanacak.
Daha tören yapılmadan skandallar başladı, geceyi sunacağı ilan edilen komedyen Kevin Hart, homofobik söylemler nedeni ile tepki topladı ve töreni sunmayacağını , görevi bıraktığını Twitter'den duyurdu. Dünya artık böyle, en doğru haber alma kaynağımız Twitter.



Ben bu yazıyı hazırlarken töreni kim sunacağı henüz netleşmemişti.

Sahne alacak isimler ise muhteşem. Örneğin, Queen- We are the champions,Jennifer Hudson - I'll fight, Bradley Cooper ve Lady Gaga - Shallow ve Bette Midler-  The places ,'ll go  seslendirecek.Oscar ile ilgili en son okuduğum haber ise, kazanamayan adaylar için belirledikleri hediyeler oldu.On binlerce dolar değerinde, tatil, masaj, estetik, spa, özel klüp üyelikleri gibi pahalı hediyeler de kazanamayanları bekliyor olacakmış.

Bir de heyecanla beklenen kırmızı halı töreni var ki, dünya magazin basını şimdiden dedikodulara başlamış bile.Törenin bu kısmı  en az ilgimi çeken kısım.Birbirinden  ünlü, güzel, bakımlı ve iyi kazanan davetlilerin şık olmak için giyindikleri şeyleri görünce şaşırmamak elde değil.

Oscar'ın En Kötülerinden...

Oscar'ın  magazinel kısmını bir kenara bırakıp temel ilgi alanımıza, yani yazımın ana fikrine geri dönelim.

2019 Oscar Adayları ve Tahminleri

En İyi Film


Roma Cuaron


Tahminler, Roma olsa da , Bohemian Rapsodi ve Green Book 'da iddialı filmlerden. Altın Küre'yi Bohemian Rapsodi kazanmıştı, PGA( Yapımcılar Birliği )ise Green Book'u en iyi film seçmişti. Gönlüm,  Roma'dan yana ancak Oscar jurisi bu kategoride şaşırtmayı seviyor. Bakarsınız, Karanlıkla Karşı Karşıya  alıverir.

En İyi Yönetmen


Alfonso Cuaron

Büyük büyük ihtimalle Alfonso Cuaron. Hem tahminler hem de Bafta ve Altın Küre gibi yılın en prestijli diğer ödüllerini alması Cuaron'u Oscar'a yaklaştırıyor. Gönlüm, Cuaron'dan yana. Ama bir surpriz ile Spike Lee'de ödül alabilir.

En İyi Özgün Senaryo


Yeşil Rehber

Adayların hepsi çok güçlü.Altın Küre'yi Yeşil Rehber  , Bafta'yı ise Sarayın Gözdesi  almıştı. Roma, bu kategoride daha gerilerde.Benim tahminim ise Yeşil Rehber.

En İyi Uyarlama Senaryo


Spike Lee

Yine tartışmalı bir kategori. Adayların hepsi güçlü, ancak en iyi yönetmen Cuaron'a giderse, akademi bu ödülü Spike Lee'ye vermek isteyecektir. Bu yüzden benim tahminim " Karanlıkla Karşı Karşıya".

En İyi Kadın Oyuncu


Gleen Close

Bafta'yı alan Oliva Colman'ı izleyemedim.Ama Gleen Close'a , Nobel Adayının Karısı filmi ile hayran kaldım.Tahminler de bu iki aday arasında. Böylesine güçlü adaylar varken Lady Gaga ya da ilk filmi ile Roma'nın Yalitza'sına  kimsenin ödül vereceğini düşünmüyorum.

En İyi Erkek Oyuncu


Rami Malek

Bu kategoride yorum yapmak zor.Adayların hepsi çok iyi.Tahminler, en zayıf adayın Willem Dafoe olduğunu söylüyor. Altın Küre'yi paylaşan Rami Malek ve Christian Bale öne çıksa da benim tahminim Rami Malek'ten yana.

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu


Regina King

Tahminler , Altın Küre'yi de kazanan Regina King'den yana.Diğer adaylara şans verilmediğini ve Regina'nın ödülüne kesin gözüyle bakıldığını da okudum.


En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu


Mahershala Ali

Mahershala Ali varken bu ödülü başkası alabilir mi? Bence almamalı.Adam, gördüğüm en iyi oyunculardan.Richard E. Grant te favorilerden.


Oscar Ödüller 24 kategoride dağıtılacak. Efekt, kostüm, makyaj, kısa film, yabancı film derken liste epey uzun.Bu yazımda en popüler, en merak edilen ve en çok konuşulan kategorilere yer vermek istedim.Altın Küre'den sonra hazırladığım aday tablosunu ise yukarıda belirttiğim tahminlere göre güncelledim.

Lets suprise to us, Oscar ...











Salı, Şubat 19, 2019

Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında, Analiz


Vincent Van Gogh'un, yaşamından bir kesiti, Güney Fransa'daki Arles ve  Auvers sur Oise bölgelerinde geçirdiği zamanları anlatan film, 15 Şubat'ta vizyona girdi. Türk sinema sektörünün gündeminin yoğun olduğu bu günlerde, böyle önemli bir filmin kendine yer bulamaması, az sayıda salonda gösterilmesi ise üzücü.

Bazı kaynaklarda filmin biyografik bir hikaye olduğu yazıyor.İlle de sınıflandıracaksak,  biyografik yerine " deneysel " demek daha doğru olacak. Çünkü film, Van Gogh hakkında bildiğimiz bazı acıklı deneyimlerden  kısacık söz etmiş(örneğin kulak kesme olayı), uyuşturucu kullanması, ölümcül dozlarda alkol alması ya da çocukluğundaki travmatik olaylara vb...  pek değinmemiş. Bence filmin en değerli yönü bu. Sıradan bir biyografiden ; deneysel, kült bir filme evrilmesine yol açmış. İddialı cümleler kullandığımın farkındayım, lakin film bunu hak ediyor.




Yönetmen Julian Schnabel'i 2008 yapımı "Kelebek ve Dalgıç" filminden hatırlıyoruz.Hani şu komadan çıktıktan sonra  sadece göz kapağı ile iletişim kurabilen yazarın hikayesi."Kelebek ve Dalgıç" pek çok festivalde gösterilmiş pek çok ödül almıştı.Schnabel, sinemanın dahi yönetmeleri arasında gösteriliyor ve on yıl aradan sonra çektiği "Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında " ile yeteneğini bir kez daha ispatlıyor.

Vincent olarak izlediğimiz Willem Dafoe, rol için biçilmiş kaftan.60 yaşını aşmış bir aktörün 30'lu yaşlarda birini canlandırması yeterince ilginç değil mi? Üzerine fiziksel olarak birbirlerine benzemeleri, doğal bir makyaj ve Dafoe'nin yeteneği.Zaten bu rol ile Oscar adayı. Doğallığı, yakın çekimde iyice belirginleşen mimikleri, derinlere dalan ve deli deli bakan gözleri...
Yönetmen açıkca anlatmasa da, Dafoe , mimiklerinde hayat bulan özgüvensiz, sevgisiz ve tüm hayatı resimden ibaret olan bir Vincent canlandırmış.

Schnabel, izleyiciye Vincent 'ın gözünden bir hikaye anlatıyor.Kah Vincent'in gözünden görüyoruz hayatı kah arkasında bir göz oluyoruz. Görüntüler Van Gogh'un fırça darbeleri gibi sert ve hızlı akıyor. Hayatı boyunca yüzlerde resim yapmış ve yaşıyorken bir resim bile satılmamış. (Bazı kaynaklara göre bir resim satılmış) Ama o yaşadığı çağın ötesinde resimler çizdiğinin farkındaymış, tüm alaylara, aşağılanmaya, dayak yemeye ve uğradiği tüm hakaretlere hatta akıl hastanesinde yatmasına rağmen resim yapmaya devam etmiş. Çünkü filmde söylediği gibi " ressam olmak için doğmuş".

Van Gogh'un Paul Gauguin ile dostluğu, kardeşi Teo ile ilişkisi trajediye dönüştürülmeden anlatılmış.Yine Vincent'ın gözünden,onun beklentileri,onun hayatı algılayışı ile...

Film, Van Gogh tablolarından aşina olduğumuz görüntüler ve manzaralarla dolu, yetenekli bir yönetmenden, usta bir oyuncudan, bir şölen.
"Sonsuzluk " ögesi bu filmin anahtarı.
Deli ya da dahi olduğu bilinmeyen bir adamın, Vincent'ın sonsuzluğu...

Sonsuzluğun Kapsında, web alıntısıdır...

Ömer Polat ve Saragöl

Saragöl,Ömer Polat, ilk basım Yukarıda fotoğrafı yer alan , Ömer Polat'ın Saragöl romanı babamın kütüphanesinde baş köşedeydi.Roman...

En Çok Okunanlar