Salı, Ocak 15, 2019

Golden Globe ve Oscar Arasındaki Farklar Nelerdir?


76.Altın Küre (Golden Globe) ödüllerini kazananlar 7 Ocak'ta açıklanmıştı.Altın Küre'nin aynı zamanda Oscar'ın habercisi olduğunu da biliyoruz. Kırmızı halı şıkları, rüküşleri, Rami Malek'in Nicole Kidman peşinde koşuşu, Bir Yıldız Doğuyor'un hezimeti derken Altın Küre ödüllerini epey konuştuk.Peki nedir bu Altın Küre? Neden Oscar'ın habercisidir? Oscar ile farkları nelerdir? Tüm bu soruların yanıtlarını kısaca derledim.




Oscar ile Altın Küre arasındaki farklar nelerdir?


1-Altın Küre, 1943 yılında, beğenilen film ve TV showlarını takip etmek amacı ile kurulan Hollywood Foreign Press Association tarafından verilen ödüllerdir.Bu yıl 76.kez düzenlenmiştir.
Oscar, 1929 yılından itibaren Academy of Motion Picture Arts and Sciences tarafıdan, sinema endüstrisindeki başarıyı ödüllendirmek amacı ile verilen ödüllerdir. Bu yıl 91.kez düzenlenecektir.


2-Altın Küre'de; sinema için 14, TV için 11 olmak üzere toplamda 25 kategoride ödül verilir.Tören her yıl Ocak ayının ilk haftasında düzenlenir.Emmy ile Oscar'ın karışımı gibi, hem sinema hem de TV yapımlarını kapsar
Oscar 'da ise 24 dalda ödül dağıtılır. Efekt, ,ses,kostüm, makyaj ve kısa film gibi kategoriler olmak üzere  sadece sinema ile ilgili alanları kapsar.

3-Altın Küre ödüllerini değerlendiren Hollywood Foreign Press Association, Amerikan sinemasını Amerika dışında değerlendiren gazetecileri kapsar.95 üyesi olduğunu biliyorum.Türkiye'den de Barbaros Tapan juride. Yani aslında Türkiye'nin de bir oy hakkı var.
Oscar ise , endüstrinin profesyonellerinden (yönetmen,yapımcı, oyuncu vb...) oluşan 7.000 kişilik bir juri tarafından değerlendirilir. Yani gazeteciler tarafından değil, bizzat sektörün içinden olanlar oy kullanır.
Bu nedenle de Altın Küre'ye göre daha prestijli bir ödüldür.Kazanan, sektördeki çalışma arkadaşları tarafından seçilir, ödüllendirilir.

4-Altın Küre töreni parti kıvamındadır.Ünlüler yuvarlak yemek masaların oturup içkilerini içebilir, masadan masaya dolaşabilir hatta içkileri ile sahneye bile çıkabilirler.
Oscar töreni ise koltuklarda oturma konseptli, resmi ve kasvetlidir.

Altın Küre Neden Oscar'ın Habercisi?

Altın Küre sonuçları, Oscar oylamasının tamamlanmasına sayılı günler kala açıklanıyor. Bu nedenle Oscar oylamalarına etkisi olduğu düşünülüyor.

Geçen yılın tablosunu hazırladım.Bu tabloya göre Altın Küre kazananların 50% si Oscar'ı da kazanıyor.



Şubat sonu -Mart başı gibi Oscar ödülleri sahiplerini bulacak. Öncesinde açıklanacak adaylar için de Golden Globe karşılaştırması yapacağım. Bakalım tablonun 2019 versiyonu nasıl olacak?




Çarşamba, Aralık 26, 2018

Cuaron'un Roma'sı ve Sinemanın Büyüsü




Cuaron'nun Roma'sı, izleyiciyi ikiye böldü.
Film; eleştirmenler, yazarlar, akademisyenler ve bir şekilde sinema ile ilgili olanların yere göğe sığdıramadığı kadar mükemmel, 21. yy başyapıtı olarak değerlendirdi.Günlerdir film üzerine röportajlar, makaleler, analizler yazılıp duruyor.
Öte yandan Hollywood sinemasının teknolojik nimetlerine, iddialı müzikler, dramatik senaryolar ve star oyuncularına alışkın bir diğer kesim ; nedenini  tam olarak tanımlayamasa da pek beğenmedi, " farklıydı ama" diye başlayan cümlerle ifadeler yarım kaldı.

Film hakkında böyle bir kamuoyu oluşması bile aslında başlı başına bir başarı ve benim de bu yazıyı hazırlama nedenim.

Ben sıradan bir sinema izleyicisiyim.Yani bu alanla akademik geçmişi, sektör ile alakası,tanıdığı olmayan, sinemayı hafta sonu aktivitesi olarak görmeyen , bu işe bilinçli olarak bütçe ve zaman ayrıran biriyim. Yani aslında sinemacıların  hedef kitlesiyim. Eleştirmenler , otoriteler açısından beğenilmek, festivallerde boy gösterip ödüller almak ne derece önemli ise sinema severlerin filmi izleyip beğenmesi de o denli önemli olmalı.

İşte Cuaron'nun Roma'daki  başarı hikayesi. Ve işte benim Roma'yı beğenme hikayem :

Siyah-Beyaz Film:
Filmin siyah-beyaz oluşu fark edilmiyor. Belki de Cuaron'nun akranları olarak, siyah beyaz yılları yaşadığım için şaşırmadım.Kostümler, pilli radyo, yüzlerce kişinin doldurduğu sinemalar, sokak satıcıları, kocaman arabalar ,uluorta içilen sigaralar, sağ-sol çatışmaları,öğrenci davaları, sokak kavgaları... Cuaron, hatıralarında canlarıdığı bir dönemi belgesel kalitesinde yansıtmış.

Renkleri Hisset
Sinemanın büyülü atmosferi sayesinde;  renkleri görmesem de yangın sahnesinde alevlerin, kurtarma sahnesinde denizin, tatile giderlerken yola serilen ağaçların, güneşin, doğum sahnesindeki kanın rengini hissedebildim.

İnsan Anatomisinin Etkin Kullanımı
Filmde duyu organlarımız birbirinin ikamesi olarak kullanılmış. Örneğin bir olayı ya da nesneyi ekranda görmüyor ama sesleri duyuyoruz. Avludaki köpek kakasının nasıl kötü kokup deterjanlı suyla yıkanınca tertemiz kokuya dönüştüğünü hissediyoruz. Orman yangını sırasındaki çıtırtılar, belirsiz dumanlar genzimizi yakıyor... Bu deha değildir de nedir?

Sesler ve Derinlik
Filmde müzik  kullanılmamış. Her sahnede orada olması gereken doğal  sesleri duyuyoruz. Genelde bir sahnede birden fazla kişi konuşurken, yönetmen sahneyi keserek izleyiciye konuşanı gösterir. Bu filmde ise sahneler kesilmiyor.Örneğin araba yolculuğu sırasında kamera yolu göstermeye devam ediyor, izleyici yol boyunca konuşanları sinemanın sağ - sol ya da arka tarafından gelen seslere göre yani yönlere göre takip ediyor.
Derinlik konusu ise tam bir görsel şölen. Örneğin doğum sahnesi ve Cleo'nun çocukları boğulmaktan kurtadığı sahnelerde  tüm olay az ötede gerçekleşiyor gibiydi.Görüntü izleyiciyi içine alıyor, kahramanlar ile beraber sürükleniyorsunuz.Buna uzun çekim deniliyor ve filmin tamamı bu teknikle çekilmiş. Sonuç olarak izlerken ben de Cleo ile beraber denize girdim,çocukların kaybolduğuna dair endişeyi ben de yaşadım, ameliyathanede Cleo ile beraberdim, bebeği merak ettim , acıyı ve rahatlamayı da hissetim.

roma cuaron ile ilgili görsel sonucu

Cuaron mevzuyu bir romancı gibi anlatmış. Hem de destansı, tasvirler, benzetmeler ile kurgulanmış bir roman.

Yaşasın Kadın Dayanışması
Ezilen sınıftan  hizmetçi Cleo ile evin hanımı, okumuş ve orta-üst sınıftan Sofia'nın ortak kaderleri ; erkekleri tarafından aldatılmak, terk edilmek ama acıya rağmen çocukları için ayakta kalmaya çalışmak.
Evrensel bir çatışma değil mi bu? Anne, ne yaşarsa yaşasın toparlanmalı, işine bakmalı, çocukları için çabalamalıdır. Bu gerçekliğin zamanı, mekanı, dili ve dini yok. Tıpkı Sofia'nın annesinin kızına, Sofia'nın Cleo'ya ve gerektiğinde Cleo'nun Sofia'ya kol kanat germesi gibi.

Zıtlıklar ,Saçmalıklar ve Sıradan Hayat
Filmin beni en çok etkileyen yönü bu oldu. Gündelik yaşamın içinde olan bitenler ve her şeye rağmen devam eden hayat.
Çılgın bir parti sonrası çıkan yangın, yeni doğan bebekler ve deprem, doğum ve ölüm gibi zıtlıklar,
Azarlanıp aşağılan bir hizmetçi ile kurulan dostluk,
Köpek kakası ve sürekli temizlik yapılması,
Kakaya laf eden baba, kakayı umursamadan oynayan çocuklar,
Hüzünlü bir veda sahnesi o sırada sokaktan geçen bando takımı ,
İçeri girmeye çalışan devasa araba, dışarı çıkmaya çalışan küçük köpek,
Anne babasının boşanacağını öğrenip ağlayan çocukların iki dakika sonra dondurma yemeleri...

Roma ne mi anlatıyor? 
O, sıradan bir hayatı sıradan olmayan bir filmle anlatıyor.
Hayat çelişkiler ve güçlüklerle dolu , ama geriye dönüp bakınca hatırlayacakların hep güzel olan anılar,
Her şeye rağmen yeniden başlayacak gücü bulabilirsin,
Aileler, dostlar birbirlerine destek olurlar,endişelenme,
Bazen başına gelen olumsuzluklar yeni başlangıçların nedeni olur,  diyor.

Yaşadığım çağda üretilen bir baş yapıta şahit olduğum için şanlıyım.

Şimdi tekrar düşünün.Roma ne anlatıyor?





Cuma, Ekim 19, 2018

Bir Yıldız Doğuyor, Yorum



Bugün vizyona giren "Bir Yıldız Doğuyor", Hollywood'un dördüncü versiyonu.
İlk iki filmi izlememiş olsam da, 1976 yapımı, Barbra Streisand 'ın efsanevi performansı ile dillere destan olan versiyonu izlemiş ve çok sevmiştim. Kusura bakma Barbra Abla ama Lady Gaga çok daha iyi iş çıkarmış.

Film, görkemli konser sahnesi ile açılıyor.Ve sizi bir anda içine çekiyor. (Hatta ilk sahne öylesine etkileyici ki bu kadarına gerek var mı diye düşündüm.) Handsome boy Bradley, arzı endam ederek daha ilk sahneden izleyicinin beğenisini kazanmayı başarıyor.



Rock yıldızı olan kahramanımız Jackson Maine (Bradley Cooper), tesadüfen gittiği barda Ally (Lady Gaga) ile karşılaşıyor ve görür görmez aşık oluyor. Hızla başlayan  aşkları, beraber sahne almaları ve giderek kulağı geçen bir boynuz haline gelen Ally ile Jack'in ilişkisi aslında tanıdık bir Hollywood hikayesi.Filmi etkileyici kılan ise:

Lady Gaga'nın şaşırtıcı performansı:
Garip kostümler içinde görmeye alışık olduğumuz Gaga'nın içinde bir cevher yatıyormuş da haberimiz yokmuş.Filmin kendi hikayesi ile benzediği söyleniyor.Belki de bu yüzden böylesine doğal, sıcak, samimi performans sergiliyor.Film boyunca piyano çalıp,şarkı söylüyor, dans ediyor ve aşık oluyor.



Müzikler harika:
Tüm şarkılar, içinde Lady Gaga'nın da olduğu bir ekip tarafından film için yeniden bestelenmiş ve canlı olarak seslendirilmiş.Film, müzikal olmasa da fazlaca konser, albüm kaydı ve beste sahnesi içerdiği için müzik dolu.Cooper'da şarkıları kendi sesi ile söylemiş. Cooper'in gerçekte de Lady Gaga hayranı olduğunu okumuştum.Özetle şarkılar çok iyi. Bazı sahnelerde sadece müzik konuşuyor.Bu derinlik, iki müzisyen arasındaki aşkın böylesine etkileyici olmasını sağlıyor diyebilirim.
Film Müziği dalında Oscar adaylığı sürpriz olmaz.Hatta bu filmin müzikleri ile Gaga, bir kaç ödül alabilir.

Bradley Cooper'ın ilk yönetmenliği
Bence gayet başarılı.Özellikle Jackson Maine'nin  zayıf karakterinin arkasındaki psikolojik nedenleri anlatımı, baba figürü ile yaşadığı sorunların yavaş yavaş ortaya çıkması ve tüm olumsuz yanlarına rağmen Jack'e sempati duymamızı sağlaması. Cooper ayrıca filmdeki yardımcı karakterleri (Ally'nin babası,kendi ağabeyi, menejer vb...)çok iyi kullanmış.Her bir karakter bir olayın ya da davranışın açıklaması olabiliyor.Bu hali ile senaryo, sıradan konusuna rağmen derinleşip seyirciyi etkilemeyi başarıyor.



Handsome Boy Cooper Oscar alır mı?
Aday olacağı kesin.Zira yönetmen Cooper, oyuncu Cooper'a biraz torpil geçmiş.Jackson Maine üzerinde epey çalışıldığı,makyajı (yüzündeki hafif izlere, çillere dikkat edin),kostümleri,şivesi ve çakır gözlerinden anlaşılıyor. Jackson Maine, gördüğüm en iyi "zayıf " karakterlerden biri.


Bir Yıldız Doğuyor, bu yıl izlediğim en iyi film.Box Office , henüz verileri güncellemediği için izleyici sayısına ulaşamadım.Ama benim izlediğim salon neredeyse doluydu.Film şimdiden dünya çapında  150.000.000 $ üzerinde gişe hasılatı yapmış.

O zaman hazır hafta sonuyken ve şehre böyle güzel bir gelmişken...Üstelik bol ağlama ve sevgiline yeniden aşık olma garantili.

Cuma, Ekim 12, 2018

MOONLIGHT Film Analizi




İşte böyle film yapın, ciğerimi yiyin.Konusu yüzünden Anti-Trump lobisi etkisiyle ödül aldığını düşünüp izlememiştim, yanılmışım. Benim gibi ön yargılarının kurbanı olanlar varsa; bu akşam, hafta sonu ya da en kısa sürede izlemeli.

Yönetmen Barry Jenkins filmin senaryosunu, Tarell Alvin McCraney’in “Moonlight Black Boys Look Blue “ isimli eserinden uyarlamış.Moonlight, şanssız bir hayata doğmuş, Afrika asıllı Amerika’lı bir erkek çocuğun yaşamını  3 aşamalı olarak anlatıyor.  Çocukluk, ergenlik ve gençlik dönemi. İnsanı insan yapan, anne-baba figürleri, cinsiyetini ve cinselliğini keşfedişi, otorite ve güç figürleri, korkuları, kaygıları, duyguları aşama aşama anlatılıyor. Adeta bir Tolstoy romanı okur gibi; sabırla, detaylarla, ilmek ilmek…



1-Küçük

Kahraman Chiron ya da lakabı ile Siyah, uyuşturucu bağımlısı bir fahişenin oğludur.Küçük bir çocuğun temel ihtiyaçları olan; anne-baba sevgisi (zaten baba ortalarda yoktur ve muhtemelen kim olduğu bilinmemektedir), ilgisi, fizyolojik bakım, sağlıklı beslenme vb… her şeyden yoksundur.  Kendi ile meşgul annesinden sevgi göremeyen , şefkati ve özlem duyduğu baba iletişimini, sıcak aile ortamını ,uyuşturucu satıcısı Juan (Mahershala Ali)   ve sevgilisinde  bulur. Ürkek, hatta korkak Chiron, okulda silik ve ezilendir. Daha da acı olan ezenlerin kendi ırkı , kendi sınıfı ve kendi cinsinden olmalarıdır.  Jenkins, göze batmadan sınıf ayrımı etkilerini anlatıyor, sistem eleştirisi de yapıyor.

2-Chiron





İkinci bölümde ergen Chiron’nun annesi ile ilişkileri daha da kötüleşmiş, anne uyuşturucunun etkisi ile buharlaşmış, oğlundan para dilenen, aciz bir figüre dönüşmüştür. Chiron’nun korku, kaygı dolu okul hayatı her gçen gün daha da çekilmez hale gelmektedir. Bu aralar ilk cinsel deneyimini yaşar, kendini keşfetmeye başlar ve büyür. Saygı görebilmenin, kabul edilebilmenin tek yolunun şiddet olduğunu anlar ve sonunda hapse girer.

3-Siyah 




Üçüncü bölüm Chiron’nun kendini bulduğu dönemi anlatıyor. Kahramanımız, hapisten çıktıktan sonra şehir değiştirmiş,kaslı, güçlü, gösterişli bir erkeğe dönüşmüştür. Altın dişleri, pahalı takıları ve gösterişli arabası vardır. İçinde doğduğu bataklıktan kurtulamamış ,uyuşturucu satıcısı olmuştur. Cinsel kimliğini ise kendinden bile  saklamaktadır. Kendine ait pek çok şeyi gerçekleştirdiğini düşünen Chiron’nun yüzleşmesi gereken tek şey eşcinsel olduğudur.Ve film işte bu duruma dair muhteşem bir sonla biter.





MoonLight (Ay Işığı) , 2017 'deki olaylı Oscar gecesinde,  8 dalda aday gösterilmiş ve en iyi film, en iyi yardımcı erkek oyuncu /(Mahershala Ali), en iyi uyarlama senaryo  olmak üzere 3 ödül almıştı. Aynı yıl neredeyse tüm ödüllerin, bu simsiyah filmin aksine bembeyaz bir film olan La La Land'e verilmesi ile ayrıca manidardı.

Oysa 3 farklı aktörün canlandırdığı  Chiron , büyürken aynı karakter özelliklerini barındırarak değişiyor.Aynı bakış, aynı yüz ifadesi, aynı hüzünlü kişi ve az ama öz konuşması.Bu durum oyuncunun olduğu kadar senaryonun ve yönetmenin ve sinematografinin de  de üstün başarısı olmalı.
Sinematografi üzerine söyleyecek hiç bir şey yok.
Sahneler, ışık, müzik, dialoglar, simgesel anlatımlar, oyunculuk ve daha fazlası ile Moonlight hakkettiği şöhretin gerisinde kalıyor.
Belki de konusu itibari ile dikkatini çektiği anti-Trump lobisi bu kez filmi aleyhinde etkiledi.

Ben bu filmi izlerken  sinema üzerine bildiklerimi pekiştirdim.

Masal gibi, Tolstoy gibi, destan gibi MoonLight.



Perşembe, Ekim 04, 2018

KOLEKSİYONCU Kitap Analizi




Koleksiyoncu, yazarı John Fowles'i üne kavuşturan ve dünya çapında bestseller olan romanı.
Roman hakkında araştırma yaparken , " kelebek koleksiyoncusu ile kaçırıp zindana kapattığı sanat öğrencisi arasındaki ilişki" ifadelerine ulaşıyoruz. Bu hali ile konusu çok ilginç gelmiyor, benzeri temaları işleyen onlarca film ve hikaye bulabiliriz. Ancak Koleksiyoncu'yu eşsiz kılan bu merak verici konusu değil:

Ana karakter Frederick,  trajik geçmişi ve çocukluk psikozlarının etkileri ile  takıntılı bir koleksiyoncu. Haybeden gelen parası ile zengin fakat asosyal, silik  ayrıca eğitimsiz ve cahil. Çok güçlü, kusursuz bir karakter. Tam bir psikopat, düşünceleri ve eylemleri bir an olsun okuyucuyu şaşırtmıyor.Sadece " bu kadarını da tahmin etmemiştim" diyebiliyorsunuz.

Diğer ana karakter  Miranda; Fred'in aksine entellektüel, sanat okuyan, sosyal, mutlu ve çok güzel bir genç kız.Mücadeleci ruhu, asla pes etmemesi, umudunu yitirmemesi ve dayanacak bir hayali olması ile Miranda önemli bir sembol.Ezilen ama güçlü bir kadın.

İkili arasındaki ilişki, hem Frederick hem de Miranda gözünden ayrı ayrı  anlatılıyor.Tam sıkılmaya başladığım noktada hikaye yön değiştirip, bambaşka bir pencereden anlatmaya başladı. Okuyucuyu tepetaklak eden bu anlatım, hikayesi yukarıda söz ettiğim benzerlerinden ayırmış hatta eşsiz hale getirmiş.

Roman, görünen hikaye dışına ayrıca bir sistem eleştirisi sunuyor. Hem de açık açık. Zengin, cahil, zorba ve güçlü, üstelik erkek; ezilen, entellektüel , mücadeleci, umut dolu ve bir kadın.İki farklı sınıf, kıyasıya bir sınıf mücadelesi.Yalın bir anlatım, gerçekçi bir son. Dönüşmeyen kahramanlar, bu romanı farklı kılan özelliklerden.

Edebiyat severlerin tekrar tekrar okuyabilecekleri, teknik olarak mükemmel, ders niteliğinde bir örnek roman.

Yazar, eserini  yayınlatmak için yıllarca uğraşmış, defalarca reddedilmiş.
Belki de karakterlerinin  vazgeçmemelerinin nedeni budur. Belki vazgeçmeyen bir kurban, suçluyu ele verecektir.Belki biz de vazgeçmezsek, belki bir gün, kim bilir?


Pazartesi, Ekim 01, 2018

Sebzeli Hafif Börek

Sebzeli Hafif Omlet


Çocuk sahibi olunca, araştırdıkça ve okudukça beslenmenin önemini daha çok anladım. Bu konuda ahkam kesecek değilim. Amacım evde sağlıklı beslenmek için neler yapıyorsam, neleri deneyip lezzetli buluyorsam onları paylaşmak. Sebzeli hafif börek fikri de böyle gelişti.Bu arada mutfakta önceliğimin, evde olanlarla yemek pişirmek olduğunu belirtmeliyim. Yani bu malzemeler evde vardı ben de değerlendirdim. Sizler de evdeki farklı malzemelerle deneyip belki de çok daha lezzetlisini yapabilirsiniz.

MALZEMELER

- 1 büyük kabak
- 4 dal ince pırasa
- 2 yumurta
- 1/2 bardak yoğurt
- 250 gr tuzsuz lor
- Varsa farklı peynir çeşitleri ( Dolapta bekleyen, kurumuş peynirleri buzlukta biriktiyor ve bu tür tariflerde kullanıyorum)
- Bir kaç dal maydonoz ve dereotu
-  1 Su bardağı mısır unu ( Daha önce Hindistan cevizi unu da kullanmıştım. Ama buğday unu ile pek iyi kıvam almıyor, içi yapış yapış kalıyor)
- Zeytinyağı, tuz , karabiber
- Üzerini süslemek için keten tohumu, haşhaş tohumu ve çörekotu

HAZIRLANIŞI

Pırasalar, maydonoz ve dereotu  ince ince doğranmalı, kabak rendelenip suyu sıkılmalı. Önce yumurta olmak üzere malzemeler yavaş yavaş sebzelerle karıştırılmalı. Karışım homojen hale gelince      zeytinyağı ile yağlanmış tepsiye alınıp üzeri süslenmeli.

Sebzeleri doğramak bu tarifin en uğraştırıcı kısmı. Yapımı oldukça kolay ve lezzeti gerçekten börek gibi.

Sıcakken tüketilmesi tavsiye edilir, afiyetle efendim...

Çarşamba, Eylül 26, 2018

3.Dalga Kahve Nedir ?



Bazı kaynaklara göre günümüzde sudan sonra en çok tüketilen içecek  “kahve”.  Peki kahvenin gelişmesi ve yayılmasında Osmanlı’nın kilit bir rolü olduğunu kimler biliyor?

İlk kahve tarımının 15.yy ‘da yapıldığı tahmin ediliyor.Muhtemelen Afrika’dan Arabistan’a getirilmiş. Yemen, bölgenin başlıca kahve üreticisiymiş. Kanuni döneminde İstanbul’da ilk kahvehaneler açılıyor ve zamanla Avrupa’lı gezginler ile beraber batıya yayılıyor.18 yy, kahvenin Avrupa’daki altın çağı. Protestanlığın yayıldığı, burjuvazinin büyüdüğü bu yıllarda , halkın sarhoş olup  sabah uyanmasını güçleştiren alkolden hoşlanılmıyor. Özellikle çalışan kesimi tembelliğe sürükleyen alkolün karşısında kahve;  bilakis uyandıran, ayakta tutan, dikkatli hale getiren özellikleri ile tercih sebebi oluyor.Böylece burjuvazinin ideal içeceği haline geliyor ve  ilk kafeler de açılmaya başlıyor. Bu mekanlar aynı zamanda iş dünyasının bilgi topladığı, iş bağladığı yerler haline de geliyorlar. Osmanlı’da ise özellikle 4.Murad zamanında kahvehaneleler sıkı denetim altına alınıyor.Tebaanın aylaklık yapıp , dedikoduya daldığı mekanlardan fesatlık çıkacağı endişesi ile pek hoşlanılmıyor.(Hünkar haksız da değilmiş hani. )
Zamanla bireysel tüketim başlıyor ve kahve evlerde yapılır hale geliyor. Hem Avrupa’da hem de Osmanlı’da yemekten sonra sindirime ve (alkol tüketen Avrupa ahalisi için ) ayılmaya yol açtığından  de ritüel halini alıyor.

Bu kısma kadar sözünü ettiğim, kahvenin en ilkel tüketim şekli.Ancak kahve, 1960’larda katlanarak artmaya başlayan, daha kolay erişilen ve daha çok tüketilen bir içecek haline geliyor. Sıcak su ile doğrudan temas edilerek yapılan nispeten acı, şeker eklenmesi gereken koyu kıvamlı bir kahve şekli. Yani ilk dalga.

İkinci Dalga ise kahvenin modern dünyada yer edinmiş hali;evlerde hazırlanan kapsül kahveler, zincir kahveciler vb...  Bunlar; krema, süt, köpük, şurup eklenerek yapılan, makineler kullanılarak seri üretilen teknolojik kahveler . Kahveyi bir ihtiyaç olarak değil, lüks olarak konumlayan bu markalar, kahve satışından dünya çapında kar elde ettiler hatta başarılarının sırrını kitap olarak yayınladlar ve kar etmeye devam ediyorlar. Tüketici açısından ise; ikinci dalga;  kahveyi daha iyi tanımamızı, nerede üretildiği , nasıl kavrulduğu vb… konularda bilinçlenmemizi sağladığını söyleyebiliriz.

Üçüncü Dalga'yı tanımlamak ise pek kolay değil. Farklı kaynaklarda farklı tanımlanıyor. Öne çıkan kavramlar ise tedarik süreci, üretici, ithalatçı, kavurucu, barista ve tüketici. İlk iki dalgadan farkı; bu yeni nesıl kahvenin, sürece dokunan herkesin ortak çalışmasının sonucu olması.

Üçüncü Dalga Temel Özellikler:

Daha kaliteli kahve,  doğrudan ticaret,  daha hafif kavurma teknikleri, yenilikçi demleme yöntemleri vb… Tüm bunlar üçüncü dalga kahveye özgü. Demleme kahvenin tadını,kokusunu ve farklılığını ise hemen anlıyorsunuz.


2016  Dünya Barista Kupası Şampiyonu Tetsu Kasuya, “Doğrudan ticaret sayesinde; biz , garson ve roasterlar, tüketiciye kahve çekirdeklerinin ardındaki hikayeleri anlatabiliyoruz” diyor.
Ben de ilk 3.dalga kahvemi tesadüfen oturduğum bir kafedeki  barista sayesinde içmiştim.Yukarıda saydığım bileşenler;  kalite, kavurma,demleme, ekipman vs.. derken servis ve baristanın iletişimi de en az bunlar kadar önemli.

Okuduğum kaynaklarda sıkça, 3.dalganın tüketiciyi özel hissettirmekle ilgili olduğuna rastlıyorum.  Bu kahvenin farkı ; yüksek kaliteli kahvenin geleneksel olmayan yöntemlerle işlenmesi ve  tüketicinin  belirli notaları üst seviyede tadabilmesi.Elbette bedeli de daha yüksek.

Yani, 3.Dalga sadece bir fincan kahve değil .Bir deneyimdir.Mağazanın konseptinden, müziğe,baristanın dövmelerinden, servis elemanın ilgisine,kahvenin tedariğinden kavrulmasına, demleme yöntemlerine , servis ekipmanlarına ve yanında tüketilecek yiyeceklere dek uzmanlık gerektirir.




Son zamanlarda, insanların dördüncü dalgadan da bahsettiklerini duyuyorum.Acaba mümkün mü? Zaten üçüncü dalgada, yüksek kaliteli kahve, çetrefilli ticari ilişkiler, yenilikçi demleme yöntemleri, üretim ve işlemenin önemi ve daha fazlası var.Daha da fazlası nasıl olacak hep birlikte göreceğiz.


Profil fotoğrafımın kahve olmasında da anlaşılacağı gibi, kahve yeryüzünde en  sevdiğim içecek.Hakkında yazmaya, (İstanbul ve dünyanın farklı şehirlerindeki 3.dalga  kahveciler, evde demleme yöntemleri  vb...  ) devam edeceğim.
Takipte kalın,yaşamınıza kahve keyfi katın...



Kaynak:Murat Belge, Yemek Kültürü, www.perfectdailygrind.com

Golden Globe ve Oscar Arasındaki Farklar Nelerdir?

76.Altın Küre (Golden Globe) ödüllerini kazananlar 7 Ocak'ta açıklanmıştı.Altın Küre'nin aynı zamanda Oscar'ın habercisi olduğu...

En Çok Okunanlar